16 Eylül 2010 Perşembe

uzun uzun yazıp uzun uzun siliyorum...bu sayede unuttuğumu zannedip rahatlıyorum.
bugün bakkalın oğlu bana pandik attı, otobüsten inerken eteğime bastım külodum göründü ya da ben aşık oldum gibi değilde daha çok can sıkıcı şeyler...yazıp yazıp siliyorum.hem yazmış oluyorum yani rahatlamış hemde unutmuş olduğuma inanıyorum gerçi eteğime bassam ve kilodum görünse eminim bunuda unutmak isterdim.
ama bakkalın oğlu pandik falan atıcaksa atabilir onu 48 punto kırmızılı kırmızılı yazarım :Pp

herneyse bunu silmiyim en iyisi kime ne ki

2 Eylül 2010 Perşembe

norah jones-rain

başka türden bir mutluluk
küçük elleri var, küçücük ayakları ve kırmızı yanakları
tazelediğim, öldürüp öldürüp yeniden nefes verdiğim aynadaki ben
şimdi eskiden olduğu gibi...

aynı rüyaları görüyorum
aynı giyiniyorum
ve aynı gülümsüyorum

tekrar başlama ve her seferinde daha güçlü
daha çok gülerek ve sükr ederek
bu gücü bana verdiğin için teşekkür ederim
ellerim için, gözlerim ve herşey için
kosarken 'arkana bakma,sakın dönme geri' iç sesini bana verdiğin için
bir iç sesim olduğu için
var ettiğin için teşekkür ederim...

yarına sakladığım hiç bir sevgi yok içimde
biriktirdiğim param ya da gerçek olmayacak hayallerim
ben bu günü yaşadım
ertelemeden, düşünmeden
düşmek olsada ucunda
ölüm bile
başka türlü bir mutluluk bu
soyuttan somuta terfi etmiş
imaları var, mimikleri küçük küçük
kafasını hafif yana eğip gülümseyen
neyi varsa ortaya döken ve ben buyum diyen...

ateş ettin her seferinde
ben canım yana yana çıkarıp yaramdan
gözlerimi kapadım kalbime koydum onları aşk diyerek
silahında ki tek kurşun beni vurmaz
hazırım ben
neyle gelirsen gel
başa dön, geldiğin yere
fırlat tüm silahlarını, soyun hatta
beni artık hiç bir parçan vuramaz

bir pazar günü ekmek keserken kanıycak elin
önce ağzına sokucaksın elini
sonra peçeteye sarıcaksın
ufacık bir kesik sıçratıcak seni
canının acımasına şaşırıp
kafanı sallıycaksın
ve hiç bir zaman anlayamayacaksın
sen benim derimi yüzerken
içime girmek için
seni sevmem için
beni öldürürken
ne kadar kanadığımı
ne kadar korktuğumu kanamaktan
ve senin sadece bir saatlik mutluluğun için oluk oluk aktığımı
sen elini kesme diye
sen hiç düşme diye
gittiğimi...

1 Eylül 2010 Çarşamba

hazmetmek ya da edememek

yalanlara bir çelme daha, o da benden gelsin
koşarak arabaları sollamak gibi hem bir yasak ta yok bununla ilgili
kaldırımlar ne güne duruyo işte bu yüzden varlar
üzerlerine basa basa canını yaka yaka önüne bile bakmadan koşarsan geçersin, gözüne kestirdiğin herhangi bi arabayı...ilerde trafik var durur elbet biyerde...

benim ayaklarım var,ellerim var ve güzel bir beynim
çalıştırırm son sürat giderim
zorda kalınca yapabiliyor insan herşeyi
unutmayı,yok saymayı, ya da en zoru, havuz problemlerini...
bilmem kaç bilinmeyenli denklemi ve en kralından yalan söylemeyi
söyleye söyleye kaç yüzün olduğunu görürsün
kendi aynana farklı, onların gözlerine ayrı roller giyinirsin
yalan söylersin çünkü söylediklerini görürsün
masumiyetini bozmalarına izin verirsin
ve teslim olursun...

keşkelerin en büyük silahıdır yalanlar hep arkasına saklanabileceği sığınağı
yalnız bir kahramansındır ya da başbakan falan filan
bazıları yer, bazıları güler...
ama herkes memnun görünür halinden
keşkeler dağılır,kopar bütünlüğünden buz gibi erir o dakikalarda...
sonra yeni bir neden bulur kalp, bir keşke daha yaratabilmek için.

sen yalan söylersin, ben hem güler hemde inanırım.
inanırım çünkü, inandığım diğer yalanlardan daha güçlüdür bu
saygı duyar severim, seni sevdiğim büyüklükte yalanlarını
yüzümü güldürürler bazen
bazen seni seviyorum diye yalan söylersin
bazen BEN KIRMIZI IŞIKTA GEÇMEDİM, sen konuşuyordun, bende görmedim diye
bazen uykunda bile...
söylersin işte bende hiç istemediğim kadar inanmak isterim
seni istemek gibi
hiçi istemek gibi

aslıdır adı, meltemdir, melikedir ya da... onlara da aynı maskenin diğer performanslarını sergilersin
sahne ışıkları söner ve alkışlarlar onlarda benim gibi seni
yüzümde bir gülümseme bana yaşattıklarına teşekkür ederek
yanımda oturan hatta ben olan melikenin sırtına vurup
'üzülme beni de çok sevdi' diyerek...

hazmettiğim, üstüme yapıştırdığım bütün boktanlıkları söküp atarım atmasına da
bari bana bıraktığın yalanların bende kalsaydı, bari onlar ikimize özel olsaydı...
ben melikeyim ya da başka biri...melike kim ki ?
senin için kim ya da?
ben neydim peki ?
melikemiydim sadece ya da herhangi biri...
kendime yalan söylememe izin ver
ben KIRMIZI IŞIKTA GEÇMEDİM SEN BENİ İTTİN...

şimdi filmi başa sar en başa
offf spiderman kendi ipinle boğul ve öl lütfen...

16 Temmuz 2010 Cuma

en mutlu günüm

bugün gidiyorsun işte, tüm yolların sonuna çıkmaz sokaklar ekledim
ama yinede gidiyorsun, özlemlere,sevgilere,paylaşılanlara inat...
belkide hiçbirine değil, belkide tüm gitmeler aynı sebepten
gitmek istemek...

hep bugünü bekledi kalbim
tuttuğum,yapıştığım son parçalarınıda, giderken zorla kopar ve git diye bekledim
şimdi canımın en çok yandığı, küstah gülüşünün en çok gözümde canlandığı yerdeyim
gitmenden daha büyük bi acı yok, olamaz...sevdiğini söylediğin ilk an kadar yanıyor içim...
o günde biliyordum sevgimizi kiralık bedenlerimize hapsedecektik
bakınca anlıyordum gözlerinden yeni bir sevdaya yer yoktu kalbinde
kendine doğru çekerken beni, git diyordun,sevme beni, isteme...
bense daha çok kırmaya geliyordum kalbimi
koşuyordum tüm korkularımın üstüne üstüne
güçlenicektim, kolay değildi üzülmek benim için
sen geri alırken verdiklerini
ben her saniye yeni katlar çıkkıyordum kendimden izinsiz sevgimin üstüne

tarih şu, bu işte...
günün ne önemi varki...
büyük bir vurgun benim için gidişin
asla seni unutamayacağımın imzası

başka bir şehrin yalnızlığına bırakıyorum seni
istiyorum ki dönme hiç
mesafelerimiz unutturur, yokluğun bile yavaş yavaş kaybolur
tarih şu ve ya da bu gittin ya
tüm yaşananları sadece bir GÜN müş gibi arkanda bırakarak

içimde yaşattığım duygularımı doğurdum bu gün
güzel bir kız çocuğu bak el sallıyor arkandan
sen arkanı dönüp gittiğin an yok olucak
elinden tutuorum gitmesin,bitmesin diye
ama kayıp gidiyo minik elleri...
kal diyemezmiydik sana,
yanındakiler kadar bizimde sana ihtiyacımız olamazmıydı

ağlıyorum gülerek, en mutlu günüm bu diye
beklediğim gün
kurtuldum senden
kurtuldum, ümit etmekten
ya gelirsen, ya ararsan diye düşünmekten
git benden çoook uzağa
en mutlu günüm bu gün

yoksun, istanbul da yok
bende yokum aslında
çantanın en küçük gözüne yine sıkıştırdım kalbimi

gitmeee
yoksan kimse yok...

2 Temmuz 2010 Cuma

dfwefwef

kapılarım kapalı 3 kilit vurdum üstüne, zinciledim...yorgunum...
ara sıra aralıyorum kapımı, nefesin geçmişmi bu yakınlardan diye bakıyorum
belki gelip çabucak kaçmışsındır görünmemek için
belki de beni görebilme umuduyla bekleyip, bir sigara yakmışsındır

senin sigaranda bi başkaydı
yanında içilen tüm sügaralarda...
kokusuna sarılan dakikaların arkasından koşardım
tutup yakalasam sanki duracaklar ya
didinip dururdum işte
belki bir kaç saniye fazladan çekebilmek için seni içime...
biraz daha kal diye
başkaydı senin yanında sigara içmek
seni çekmek gibi aynı boğulana kadar
tüm zararlarını bile bile, bırakmamak...

elimde telefon, aramaya niyetlenipte vazgeçmiş olma ihtimalini hesaplıyorum
seni düşündüğüm her an beni düşündüğünü sanarak uzanıyorum derin derin yalnızlığıma
en kalabalık zamanlarda
hangi yolu seçsem iki kapı çıkıyor karşıma
birinde sen
diğerinde seçmem gereken

hep geri dönmek istesemde yine sen sandığım kapıyı seçiyorum
kaç yanlış kararla batacağımı hesaplamaya çalışarak
zoru seçiyorum belkide
ne olacağını bilip ama emin olamamak itiyor ayaklarımı sana doğru

elimde telefon aramak,sadece iki kelimeni duymak istiyorum
sesinin en siyah rengini istiyorum, sonra yine renklensin diye
bi uyanabilsek güneş doğar nasılsa

özledin mi diye soruyorum kendime
hayır özlemedimler direniyor
evet özledim çok özledimlere karşı
susmalarını söylüyorum tüm iç seslerime
kendimi gömüyorum tüm senli cümlelere...

27 Haziran 2010 Pazar

benide özlermisin istanbul kadar...

snden ne kadar nefret ettiğimi,bi o kadar da sevdiğimi yazarımda
gidiceksin ya tıkanıyorum işte
öyle kalıyorum kelimem beğenmiyo diğer kelimemi
yanyana duramıyolar, siliyorum...
yazılmıo işte

hadi benden gittin de
istanbul
çok sevdiğin en sevdiğin şehirdemi sensiz kalıcak
benide özleyecekmisin istanbul kadar

koskoca istanbula rağmen seni görürüm ümidiyle geçirdiğim boş saatler
sırf olurda karşılaşırsak diye sevdiğin parfümü sıkmam
aynı havayı soluyo olduğumuzu düşünmenin beni rahatlatması
yine kaçtı kelimeler
benden bu kadar....

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ben...

içimde sanki başka bir insan daha var seni benden daha çok seven
artık o ben değilim orda filizlenip büyüyen biri daha
iki kişiyi yüklendim sırtıma gidiyorum uzun uzun
bir arpa boyu yol alsam umudum olur bir adım daha atmak için...

senin ayakların nereye gidiyor öyle
yüzün burda,aynamda
bana bakışını görüyorum
taktığın masum maskelerini
başkasından aldığın gülümsemeni
çalıntı sözlerini duyuyorum...

bana gelişlerin var sonra
gidişinden endişe duyduğum
gidiceksin çünkü
tüm gelmeler bana gidişleri anımsatır...

sonra yavaş yavaş kaybolursun işte
bile bile ben yine sana koşarım
akıllanmamış,dersimi almamış sayılırım
öyle zannedersin
çok sevdiğimi sanıp daha çok böbürlenirsin kendince

daha dik, daha güvenli durursun karşımda
benim ellerim titrerken, sen bayat espiriler yaparsın
tüm bu aptallıklara karşı hala titrer ellerim

küçümsediğim, dalga geçtiğim insanlar gelir aklıma
acizlikleri, yenilgiyi hazmedemicek kadar küçük oluşları
kendime bir yer açarım
hoşgeldin seni bekliyorduk derler
kendimide küçümseyerek devam ederim kaldığım yerden
ben sizden değilim aslında, hayır ben bu olamam

dünya küçük kalır yanımda
hayallerim küçülür
hiç bir renk yakışmaz yüzüme
giyindiklerim benim değil
ödünç alırım sağdan soldan anlık mutlulukları

kendini biraz daha büyük san diye
küçülürüm sana
yanında yok olucak, fark edilmicek kadar küçük kalırım
aslında böyle olmazdım
hiç olmadım
ben bu değilim...